TESBİH NEDİR ?

                Yaratıcı’nın mutlak büyüklüğünü tarif için söylenen ve “Allah tüm eksiklik ve kusurlardan uzaktır” anlamını taşıyan Sübhanallah deyimi , teşbihin has ismidir. Almancada Gebetskette, Fransızcada Chapelet, İngilizcede Prayer beads , Worry beads isimleriyle anılır. Tdk’da ise “Belirli dinî sözleri tekrarlamak veya elde oyalanmak için kullanılan, türlü maddelerden boncuk biçiminde yapılmış, genellikle otuz üç veya doksan dokuz taneden oluşmuş dizi” olarak betimleniyor.

                Kur’an’da sık sık geçen ve çoğu Müslüman’ın namazlardan sonra 33’er kez tekrarladığı Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber sözlerini sayabilmek için ipe dizilmiş tanelere tesbih demişiz. Hz. Muhammed’in “ne güzel hatırlatıcıdır” sözleriyle teşvik ettiği “tesbih”in taneleri, Yaratan’ın güzel adlarını (esma-yi Hüsna) simgeliyor ve inananları O’nun katına çıkarıyor.

                O’na yöneltilen tesbihler ( ta’zimler, ulamalar ) , O’nun katına mutlaka ulaşmaktadır.Böyle bir inanışa sahip kulları, Allah’ın yüce ismi geçen her şeyin en güzelini yapmak istemişler ve bu yoldaki en büyük kabiliyeti Allah Türklere nasip etmiştir.

                Allah kelamının yer aldığı Kur’an-ı Kerim nüshalarının ve mabedlere tac olan lafza-i Celal (Allah kelimesi) yazılarının en güzellerini onlar yazmışlar ve hatta insanlığa:

                -“Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı…” dedirtmişler.

                Usta eller, mezar taşlarından cami kubbelerine kadar “Allah” isminin geçtiği her yeri en güzel biçimde tezhib etmişler…

                Kur’an-ı Kerim ve diğer hüsn-i hat (güzel yazı) örneklerinin en iyi şekilde yazıldığı, tezhib ve minyatür san’atının yüceliklere eriştiği İstanbul’daki tesbih atölyelerinin tornalarında “dua taneleri” nin şaheserler çekilmiş ve İslan Dünyası’nın sultan saraylarına, ciddi koleksiyonlara ve tesbih aşıklarına en güzel eserler İstanbul’dan gitmiş…

                Şimdi bu san’at dallarıyla uğraşan hiç kimseye “tek” ya da “son” sıfatını yakıştırmak çok şükür ki mümkün değildir. Tüketilmek için yapılabilecek her şey sık sık denenmiştir ama Anadolu’nun sihirli toprağında hiçbir güzellik tamamen tüketilememiştir. O bereketli topraklarda san’at ve San’atkar hep yetişmiştir, yetişecektir de…

                Türk tesbihciliğinin gelişmesi 16.yüzyılda başlar deniliyorsa da bu konudaki bilgilerimiz 17.yüzyıldan geriye gitmiyor. Takip eden iki asırda tesbihcilik zanaatinin  tam bir “san’at” haline geldiğini görüyoruz.

                1920’lerden sonra kaybolmaya başlayan Türk tesbih sanatını tekrar dirilten ustalar ve o ustalara müşteri olup onların marifetlerini iltifatlarıyla yönlendiren koleksiyonerler hayırla anılacaklardır.